Épisodes

  • Çift Yarık (8. Bölüm) - Değişmeyen Tek Şey Biz Miyiz?
    May 7 2026

    Değişmek istiyoruz. Daha iyi olmak, daha güçlü hissetmek, farklı birine dönüşmek…

    Ama neden hep aynı döngülerin içinde buluyoruz kendimizi?

    Bu bölümde şunu konuşuyoruz: Gerçekten değişiyor muyuz, yoksa sadece aynı hikâyeyi farklı şekillerde mi yaşıyoruz?

    🔍 Değişim ve dönüşüm arasındaki fark 🔁 Hayatımızdaki tekrar eden döngüler 🧠 “Kötü inanç” ve kendimize söylediğimiz görünmez yalanlar ⚖️ Özgürlük, sorumluluk ve kontrol edebildiklerimiz 🌱 Terapinin bizi değiştirmekten çok kendimize yaklaştırma ihtimali

    Belki de mesele değişmek değil… aynı kalmanı sağlayan hikâyeyi fark etmek.

    🎯 “İnsan aynı hayatı tekrar etmez, aynı yapıyı tekrar eder.”

    Yeni bölüm yayında. Dinledikten sonra kendine şu soruyu sormayı unutma:

    “Ben gerçekten değişmek istiyor muyum, yoksa sadece iyi hissetmek mi?”

    Afficher plus Afficher moins
    27 min
  • Çift Yarık (7. Bölüm) - Stoacı Mı Sandın, Kabul Ettik Diye?
    Apr 23 2026

    Stoacı mısın… yoksa sadece yoruldun mu? “Kabul ediyorum” dediğimiz şey gerçekten bir güç mü, yoksa inceltilmiş bir kaçış mı? Bu bölümde: ▪️ Stoacılığın üç dönemini ve nasıl dönüştüğünü ▪️ Güçlü yanlarını ve tehlikeli yanlış yorumlarını ▪️ Varoluşçulukla çatıştığı noktaları ▪️ Modern dünyada neden bu kadar popüler olduğunu ▪️ Ve “kabul” ile “kaçış” arasındaki ince çizgiyi konuştuk Bazen bırakmak özgürlüktür. Ama bazen de yüzleşmekten kaçmaktır. Gerçek soru şu: Sakin misin… yoksa sadece donmuş mu? Unutma, Yağmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. bizimle iletişime geçmek için: mail: mentalolusum@gmail.com İnstagram https://www.instagram.com/mentalolusumdernegi/

    Afficher plus Afficher moins
    36 min
  • Çift Yarık (6. Bölüm) - Yalnızlığın Akı ve Karası
    Apr 16 2026

    Çift Yarık (6. Bölüm) - Yalnızlığın Akı ve Karası Yalnızlık mı yalıtılmışlık mı… Kaçtığımız mı, yoksa zaten içinde doğduğumuz bir hakikat mi?

    Bazen kalabalıkların ortasında hissedilir, bazen de en derin sessizlikte kendini ele verir. Ama her yalnızlık aynı değildir. Bir yalnızlık vardır; insanı kendine yaklaştırır, iç sesini berraklaştırır. Bir yalnızlık vardır; insanı kendinden uzaklaştırır, yabancılaştırır.

    Bu bölümde şu sorunun peşine düşüyoruz: Yalnızlık bir seçim mi, yoksa kaçınılmaz bir sonuç mu?

    Varoluşsal yalnızlıkla izole olmayı ayırıyoruz. Çünkü biri insan olmanın özü, diğeri ise çoğu zaman görülmeyen bir kırılmanın izidir. Sessizliğin içindeki sesi, yani kendimizi duymanın mümkün olup olmadığını sorguluyoruz.

    “Unutma… yağmurun yağdığı kadar ıslaksın güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.”

    Belki de mesele yalnız kalmak değil, yalnızlığın içinde kiminle kaldığımızdır.

    “Yalnızlığın Akı ve Karası” şimdi yayında. Kendinle karşılaşmaya hazır mısın?

    bizimle iletişime geçmek için: mail: mentalolusum@gmail.com İnstagram https://www.instagram.com/mentalolusumdernegi/

    Afficher plus Afficher moins
    32 min
  • Çift Yarık (5. Bölüm) - Ölüm Konuşulursa Yaşam Ne Der?
    Apr 9 2026

    Öleceksin. Ama asıl soru bu değil.

    Ya gerçekten yaşamıyorsan?

    Ertelediklerin var: söyleyeceklerin, deneyeceklerin, seveceklerin… Sanki zamanın sonsuzmuş gibi.

    Ama çoğu zaman, ölümden değil— yaşamamış olmaktan korkarız.

    İçimizde kalan cümleler, yarım bırakılan yollar, hiç başlanmayan hayatlar…

    Irvin D. Yalom’a göre, ölüm farkındalığı insanı felç etmez — uyandırır.

    Belki de mesele ölümden kaçmak değil, onun ışığında nasıl yaşayacağını seçmek.

    Afficher plus Afficher moins
    34 min
  • Çift Yarık (4. Bölüm) - Kaygı Da Bir Yol Arkadaşı Mı?
    Apr 2 2026

    Kaygıdan kaçıyoruz… peki ya o aslında bizi bir yere çağırıyorsa? Kaygı neden bu kadar “kötü” bir şey olarak görülüyor? Ya bastırılması gereken bir duygu değilse? Bu bölümde kaygıya biraz daha yakından bakıyoruz: Onu susturmak mı gerekiyor, yoksa dinlemek mi? Søren Kierkegaard’ın dediği gibi, kaygı belki de özgürlüğün baş dönmesidir. Umut, umutsuzluk ve varoluşsal kaygı… Hepsi, yaşamla kurduğumuz ilişkinin bir parçası olabilir mi? Belki de mesele kaygıyı yok etmek değil, onunla yaşayabilmek. bizimle iletişime geçmek için: mail: mentalolusum@gmail.com İnstagram https://www.instagram.com/mentalolusumdernegi/

    Afficher plus Afficher moins
    28 min
  • Çift Yarık (3. Bölüm) - Seçtin De Ne Oldu? -Özgürlük, Seçim ve Sorumluluğun Ağırlığı
    Mar 26 2026

    Özgürlük çoğu zaman arzulanan bir şey olarak sunulur. Ancak varoluşçu perspektifte özgürlük, aynı zamanda ağır bir yük taşır.

    Jean-Paul Sartre’ın “insan özgürlüğe mahkûmdur” ifadesinden yola çıkarak bu bölümde; seçim yapmanın kaçınılmazlığını, bu seçimlerin doğurduğu sorumluluğu ve bireyin bu yükle nasıl başa çıkabileceğini ele alıyoruz.

    Seçmemek de bir seçim midir? İnsan gerçekten özgürlüğünden kaçabilir mi? Yoksa kaçtığını sandığı yerde bile seçim yapmaya devam mı eder?

    Bu bölüm, özgürlüğü romantize etmek yerine, onun varoluşsal ağırlığını anlamaya davet ediyor.

    Afficher plus Afficher moins
    19 min
  • Çift Yarık (2. Bölüm) - Kaderle Dans: Amor Fati
    Mar 19 2026

    Nietzsche’nin ünlü kavramı “amor fati” — yani kaderini sevmek.

    Ama burada önemli bir ayrım var: Kaderine razı gelmek ile kaderini sevmek aynı şey mi?

    Bu bölümde şunu konuşuyoruz:

    İnsan gerçekten başına gelen her şeyi sevebilir mi? Acıyı, kaybı, hayal kırıklıklarını… hatta hatalarını?

    Nietzsche’ye göre güçlü bir yaşam tutumu sadece katlanmak değil, hayatı tüm ağırlığıyla onaylayabilmektir.

    Peki bu mümkün mü?

    🎙️ Bu bölümde kaderle kavga etmeyi değil, belki de onunla dans etmeyi tartışıyoruz.

    Afficher plus Afficher moins
    17 min
  • Çift Yarık (1. Bölüm) - Anlam Peşinde Koşarken Dizimizi Kanatmak Şart mı?
    Mar 12 2026

    Çocukken sokakta koşarken yere düşerdik. Dizimiz kanardı ama oyuna devam ederdik. Peki büyüyünce neden bir düşüş bizi durduruyor? Merhaba, burası Çift Yarık. Bugün biraz hayatın en eski sorularından birinin etrafında dolaşacağız: Hayatın gerçekten bir anlamı var mı, yoksa anlam dediğimiz şey bizim kurduğumuz bir hikâye mi? Anlam arayışı bazen insanı diri tutar. Ama bazen de insanı kendi içinde kaybettiren bir labirente dönüşür. Çoğu insan terapiye başladığında bir kırılma noktasındadır: Bir kayıp, bir kriz ya da içsel bir çöküş… Ama belki de bu çöküşler, yeniden inşa edebilmemiz için oluşan çatlaklardır. Belki de anlam, tam o çatlaklardan sızar. Yine de sormak gerek: Anlam peşinde koşarken dizimizi kanatmak gerçekten şart mı? Yoksa bu sadece bize anlatılan kültürel bir hikâye mi: “Çek, sabret, sonunda anlam gelir.” Bu bölümde Viktor Frankl’ın anlam arayışı yaklaşımından, Jean-Paul Sartre’ın “orijinal proje” kavramına uzanan bir hatta, insanın anlamla kurduğu ilişkiyi konuşuyoruz. Belki de mesele anlamı bulmak değildir. Belki mesele, anlam ararken insanın kendisini nasıl deneyimlediğidir. Ve şimdi soruyu size bırakıyoruz: Anlam peşinde koşarken gerçekten dizimizi kanatmak zorunda mıyız? Yoksa bazen anlam, acıdan değil; biraz durmaktan, biraz fark etmekten, ve biraz da kendimize dikkatle bakmaktan mı doğar?

    Afficher plus Afficher moins
    23 min