Épisodes

  • der ya Kitap Kulübü ile Çoğu İnsan İyidir
    Feb 2 2026

    Kitap kulübümüzün 60'ıncı buluşmasında Rutger Bregman'ın "Çoğu İnsan İyidir" adlı kitabını konuştuk.

    Bu arada 60 buluşma tam 5 yıl yapıyor. Dile kolay, kitap kulübümüz altıncı yaşına bastı, daha nicelerine diyorum, birlikte olduğumuz tüm üyelerimize teşekkür ediyorum.

    Hollandalı tarihçi ve gazeteci Rutger Bregman'ın bu kitabı (orijinal adı Humankind: A Hopeful History), insan doğasına dair yaygın kabulleri kökten sorgulayan cesur bir çalışma. Yazar, Stanford Hapishane Deneyi, Sineklerin Tanrısı ve Paskalya Adası gibi meşhur örneklerin aslında bize yanlış anlatıldığını belgeleyerek, insanın özünde kötü olduğu varsayımının manipüle edilmiş bir kurgu olduğunu savunuyor. Kitap, kriz anlarında insanların dayanışma içinde hareket ettiğini gösteren gerçek hikayeler ve bilimsel araştırmalarla iddiasını destekliyor. Kitabın kapak yazılarında Harari’nin bile “İnsanlığı yepyeni bir perspektiften görmemi sağladı” sözü yer alıyor.

    Bregman’a göre bu "kötülük" anlatısı, insanların kendi başlarına düzen kuramayacağı inancını pekiştirerek merkezi otoriteyi, hiyerarşiyi ve katı kontrol mekanizmalarını meşrulaştırmak için bilinçli bir kurgu olarak kullanılır. Özünde bu manipülasyon, toplumsal bir güvensizlik ortamı yaratarak bizleri daha kolay yönetilebilir ve otoriteye muhtaç özneler haline getirmeyi amaçlar.

    Kitap bizde derin bir heyecan yarattı. Bir yandan, yıllardır referans gösterdiğimiz bilimsel çalışmaların aslında manipüle edilmiş olabileceğini görmek sarsıcıydı. Bazılarımız kitabı fazla iyimser buldu; Türkiye'deki düşük güven ortamında ve adalet sisteminin yetersiz kaldığı bir coğrafyada yazarın bu anlayışla mücadele yaklaşımının ne kadar gerçekçi olduğunu sorguladık. Öte yandan maruz kaldığımız medya ve politik ortamın bizleri olumsuzluğa ittiğini fark ettik, belki de bu nedenle böyle bir bakış açısına ihtiyacımız olduğunu düşündük.

    Grup olarak sanırım şu noktada hemfikiriz: İnsanın iyi mi kötü mü olduğunu test edecek bir ölçüm aracımız yok, dolayısıyla bu bir tercih meselesi. Bağlamın son derece önemli olduğunu, koşullar iyileştirildiğinde kötülüğün minimize edilebileceğini, ama bunun için ciddi bir hak ve adalet sistemine ihtiyaç duyulduğunu konuştuk. Sonuçta, hayatı anlamlı kılmak için bir şeyler seçmeliyiz; bazılarımız yaşama tutunmak için "çoğu insan iyidir" önermesini seçmeyi tercih ediyoruz.

    Ben kendi adıma, insanlara verdiğim krediyi 100'den başlatıp geriye geldiğimi söyleyebilirim. Bunun beni sıkıntıya düşürdüğü durumlar da çok oldu, ama bu benim hayat görüşüme daha yakın, bu kitapta da bu seçimi görmekten memnun oldum.

    Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla: (03:20) Feyza Demir, (07:55) Yasemin Karakaya, (12:07) Mürsel Çavuş, (16:06) Bengü İlhan, (17:42) Bahadır Balibaşa, (20:10) Öngün Şumnulu, (23:49) Aycan Acar Şahin, (27:03) Ekin Akkol, (30:30) Mete Yurtsever, (31:38) Ebru Başaran, (35:15) Suat Soy, (37:03) Feyza Demir, (41:47) Cem Çağatay Karaali, (44:07) Bahadır Balibaşa, (48:39) Yasemin Karakaya, (50:41) Öngün Şumnulu

    Support the show

    Afficher plus Afficher moins
    54 min
  • Doç. Dr. Gonca Yıldırım Öge ile Bir Expat'ın "Marka Pusulası"
    Jan 26 2026

    Bu bölümün konuğu benim. Ev sahibi ise İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Reklamcılık Bölümü Başkanı Doç. Dr. Gonca Yıldırım Öge. Ben aslında Marka Konseyi ile birlikte düzenledikleri YouTuba’da yayınlanan Marka Pusulası serisinin dokuzuncu bölümüne konuk olmuştum. Bu günlerde bu söyleşi video olarak da Reklamcılık Bölümü’nün resmi kanalında yayınlanacak.

    Gonca Hoca, yurt dışında marka yönetmek üstüne bir söyleşi gerçekleştirelim deyince pek fazla paylaşım yapmadığım bir konu olduğu için de memnuniyetle kabul ettim. Yine bu nedenle kendi podcastimde yer vermek istedim.

    Bu bölümde neler mi konuştuk? Birkaç örnek verebilirim.

    "Marka" ve pazarlama kavramlarına yönelik yerel ve benim tecrübe ettiğim 5 ülkedeki bakış açısı farkları.

    Bir expat olarak yabancı uluslardan ekiplerle birlikte, ülkelerin sosyo-kültürel, ekonomik ve siyasi dinamiklerini yönetmenin zorlukları ve bu süreçteki dengeler.

    Uluslararası pazarda yer almak için gereken içsel hazırlıklar, değer önerisinin farklı pazarlarda yeniden konumlandırılması.

    Yurt dışına açılırken kültürel kimliği vurgulama veya global duruş benimseme arasındaki seçim.

    Türk markalarının başarısı önündeki engeller, küreselleşme yolunda zorluk yaşayan markalardan çıkarılacak dersler ve global başarı potansiyeli yüksek sektörler.

    Daha bir çok konuda naçizane görüşlerimi paylaştım, Gonca Hoca’nın değerli sorularını yanıtlamaya gayret ettim. Umarım sadece marka yöneticileri için değil, dünyaya açılma hayali kuran her girişimci için faydalanacağınız bir söyleşi olmuştur.

    Support the show

    Afficher plus Afficher moins
    47 min
  • der ya Sinema Kulübü ile Duyguların Rengi
    Jan 19 2026

    Sinema kulübümüzün 27inci buluşmasında, yönetmenliğini Tate Taylor'ın yaptığı, başrollerinde Viola Davis, Emma Stone ve Octavia Spencer'ın oynadığı 2011 yapımı dilimize “Duyguların Rengi” olarak çevrilen "The Help" adlı filmi konuştuk.

    Film, 1960'ların başında Mississippi'de geçiyor ve beyaz ailelerin evlerinde çalışan siyahi hizmetçilerin hikâyelerini genç bir gazeteci adayının kaleme almasını anlatıyor. Kathryn Stockett'in aynı adlı romanından uyarlanan yapım, gündelik hayatta normalleşen ırkçılığı ve sessiz kalmanın bedelini mercek altına alıyor.

    Film üzerinden ABD'de kölelikten Jim Crow yasalarına, Rosa Parks'tan Martin Luther King'e, Kennedy suikastından 1964 Sivil Haklar Yasası'na uzanan tarihi yolculuğu da sizin için özetledim. Kuzey-Güney arasındaki ırkçılık farklarını, ekonomik çıkarların bu sistemi nasıl beslediğini ve değişimin ne kadar meşakkatli olduğunu merak edenler için paylaştım.

    Hidden Figures ve Green Book gibi filmlerle birlikte düşündüğümüzde ortaya çıkan tablo çarpıcı: Değişim bireysel cesaretle başlar ama ancak toplu hareketle gerçekleşir.

    Bu bölümde görüşlerine yer verdiğim arkadaşlarım (07:15) Ferhan Koca, (08:49) Uğur İyidoğan, (10:24) Suat Soy, (11:08) Mete Yurtsever, (11:58) Canan Ataç, (13:55) Mete Yurtsever

    Support the show

    Afficher plus Afficher moins
    17 min
  • İnsan Zihninin Gelişigüzel Yapısı
    Jan 12 2026

    Bu bölümde size Gary Marcus’un Kluge (Kluuj diye okunuyor) adlı kitabı hakkındaki notlarımı aktaracağım. Bu kitabı Mürsel Çavuş tavsiye etmişti, önce ona teşekkür edeyim.

    2008 yılında yazılmış bir kitap. Davranış bilimi hakkında söylenen sözleri iyi bir hikaye anlatıcılığıyla kendi perspektifinden anlatıyor. O tarihte henüz yapay zekanın gelecekte erişeceği güç konuşuluyor ama bugünkü gelişmelerden çok uzağız. Bu kitabı okuduğumda şu bana çok çarpıcı geldi; insan zihninin ne kadar kusurlu olduğunu kabul edersek yapay zeka karşısındaki konumumuzu daha net belirleyebiliriz. Bizim özelliğimiz kusurlu olmamız. Bunu sahiplenmemiz lazım. Bu size garip gelebilir, bu bölümün sonunda bu noktaya geri geleceğim.

    Gary Marcus, New York Üniversitesi'nde psikoloji profesörü ve bilişsel bilim alanında önde gelen isimlerden biri. Yapay zeka, dil gelişimi ve insan zihni üzerine yoğunlaşan Marcus, hem akademik çalışmaları hem de genel okuyucuya hitap eden kitaplarıyla tanınıyor. Evrimsel psikoloji ve nörobilimdeki çalışmalarının yanı sıra, yapay zeka alanındaki eleştirel yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. "Kluge" kitabıyla evrimsel perspektiften insan zihninin kusurlarını ele alıyor ve bu kusurların aslında evrimsel sürecin doğal sonucu olduğunu gösteriyor.

    "Kluge" terimi mühendislikte kullanılan bir kavram: işe yarayan ama pek de zarif olmayan, yamalarla bir araya getirilmiş çözümler. Marcus, insan zihninin de tam olarak böyle olduğunu savunuyor - mükemmel bir tasarımdan ziyade, evrimsel süreçte üst üste eklenen, bazen birbirleriyle çelişen sistemlerden oluşan bir yapı.

    Doğa diyor, derme çatma çözümlere meyillidir, çünkü çözümlerin mükemmel ya da zekice olup olmadığını umursamaz. Bir şey işe yarıyorsa varlığını sürdürür ve yayılır, yaramıyorsa yok olur gider.

    Evrim doğası gereği mevcut sistemlerin üzerine ortam değişikliklerine göre yeni sistemler yığarak ilerliyor. Eski bir tarihte üretime başlayan bir fabrika gibi, bazı değişiklikler yenilemeler oluyor ama sıfırdan bir tasarım yapılmıyor, bir devamlılık var milyonlarca yıllık yaşamda.

    Support the show

    Afficher plus Afficher moins
    17 min
  • Hayatınızın 2025 Muhasebesi, 2026 Planı
    Jan 5 2026

    Sizlerle yılın bu zamanında dört yıl önce başlattığım seriyi sürdürüyoruz. Geçirdiğimiz yılın bir muhasebesini yapıp, önümüzdeki yıl için bir plan yapıyoruz.

    Bunun için Year Compass adlı çalışmadan faydalanıyoruz. Macar bir grup arkadaşın yılbaşı gecesi için hazırladıkları birkaç soru içeren kitapçık 2012'de viral oluyor. O zamandan beri 61 ülkeden 500’den fazla gönüllü ile uluslararası bir hareket haline geliyor. 52 dildeki bu ücretsiz form milyonlarca kez indirilmiş.

    Arka arkaya sorularla, sağından solundan, kıyıdan köşeden yılınızın özetini önünüze döküyor ve analiz ettiriyor, ardından önümüzdeki yıl için kararlar aldırıyor.

    Bu çalışmayı son dört senede bireysel olarak yapıp der ya topluluğu içinde grup halinde değerlendiriyoruz, herkes uygun gördüğü kadarını paylaşıyor haliyle. Bu yıl da doldurduğumuz formlar üzerinden birlikte geçip, belki aklımızda net olmayan bazı kısımları netleştirmek için birbirimizden destek, ilham almış olacağız. Bu kararları alırken, başkalarının da benzer savaşlar verdiğini yani yalnız olmadığınızı bilmek ve bunları paylaşmak bize güç veriyor.

    Ben kendi adıma yıl içerisinde etraflıca bir değerlendirme yapma imkanı bulamıyorum. Bu çalışmayı yapacağımı bildiğim için kayıt tutmaya biraz daha dikkat ediyorum sadece, katıldığım etkinlikler, tanıştığım insanlar hakkında mesela.

    Bu yıl ilk kez yapay zekayı işe koşayım dedim. Zira 2025’te tamamen Microsoft ürünlerinden çıkıp Google’ın ürünlerini kullanmaya başladım bu kayıtların çoğunun bulunduğu Outlook yerine Gmail, Google Calendar kullanıyorum. Gemini’dan bana bir özet hazırlamasını istedim ama çok verimli olmadı, biraz da notları sadece kendimin anlayabileceği şekilde girdiğim için. Belki onları da tag’lemem gerekiyor, tanışma toplantısı, davetli olduğum etkinlik gibi gibi. Her neyse yine kendim geçtim üzerinden ve bana daha iyi hissettirdi, detaylara girmek, bağlantıları kendim keşfetmek, üstünkörü bir özet yerine.

    Formu doldurduğumda her defasında bir örüntü yakalıyorum, neyi fazla veya eksik yaptığımı görebiliyorum. O anda koyduğum hedefler de yıl içinde değişebiliyor ama kısa süre için bile olsa bir yön belirlemek gerek. Zira bu hiç bitmeyecek bir yolculuk, ben de küçük adımlarla farklı patikalar deneyerek yolculuktan aldığım keyfi arttırmaya çalışıyorum.

    https://yearcompass.com/tr/#download/

    Support the show

    Afficher plus Afficher moins
    21 min
  • der ya Kitap Kulübü ile Empedokles'in Dostları
    Dec 29 2025

    2025’in son bölümü ile karşınızdayım. Kitap kulübümüzün 60. buluşmasında Amin Maalouf'un "Empedokles'in Dostları" adlı kitabını konuştuk.

    1949 Lübnan doğumlu Maalouf, Semerkant gibi tarihsel kurgularıyla tanınsa da bu kez karşımıza siyasi bir komplo teorisi ile çıkıyor. Pandemi öncesinde kaleme aldığı kitap, nükleer tehditler ve teknolojinin insanlığın üzerindeki etkilerini tartışıyor. Teknolojinin bizi nasıl köleleştirdiği tartışmasına değişik bir açıdan ışık tutuyor.

    Toplantımızda bazı arkadaşlarımız Maalouf'un diğer eserlerinden bekledikleri edebi derinliği bulamadıklarını, karakterlerin ve kurgunun daha basit kaldığını düşündüklerini paylaştılar. Buna karşın, kitabın özündeki tartışma konusunun hepimize hitap ettiğini söyleyebiliriz.

    Empedokles, M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış yani Sokrates öncesi bir antik Yunan filozofu. Kendinden önceki doğa düşünürlerinin temel öğe (arkhe) olarak belirlediği, su, ateş ve havaya, toprak öğesini de ekleyerek hepsini bir arada kullanan ilk düşünür olmuş. Bu elementleri bir araya getiren gücün “sevgi”, ayıran gücün ise “nefret” olduğunu öne sürmüş. Efsaneye göre tanrılaşmak için Etna yanardağına atlamış ve bu hikaye, ölümsüzlük arayışı ve insanüstü bilgelik temalarıyla bu kitapta sembolik olarak kullanılmış.

    Kitabın bizi en çok düşündüren tarafı, ölümsüzlük gerçekten insanlık için bir kurtuluş mu yoksa yeni bir kölelik mi sorusu oldu. Yapay zeka ve teknolojinin geldiği noktada, bu sorunun pek de uzak olmayan bir gelecekte yanıt bulabileceğini konuştuk. Dervişin fikri neyse zikri de odur, biz de konuyu tüketim merkezli sistemden çıkış arayışına bağladık. Mevcut kapitalist sistemin sancılarını görüyoruz, yapay zeka ile ezberler bozuluyor ve insanın üretimdeki rolü tartışılır hale geliyor. Ama bu da bütün sistemin dayandığı tüketim için bir tehdit; öyle ya, geliri düşerse veya işsiz kalırsa tüketmek için parayı nereden bulacak insanlar? Hele ömür de uzarsa ne yapacaklar; çare ve umut bireysel üretimde bence.

    Kitap da çok umutsuz bir yerde kapanmıyor, çare sizsiniz diyor bir bakıma davetsiz misafirlerimiz. Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla: (02:37) Olcay Büyükçapar, (03:43) Ebru Başaran, (05:19) Müge İrfanoğlu, (07:46) Olcay Büyükçapar, (11:00) Mürsel Çavuş, (14:46) Suat Soy, (18:10) Olcay Büyükçapar, (19:09) Cem Çağatay Karaali, (21:21) Müge İrfanoğlu, ve (21:50) Feyza Demir.

    Support the show

    Afficher plus Afficher moins
    29 min
  • der ya Sinema Kulübü ile Büyük Budapeşte Oteli
    Dec 22 2025

    Sinema kulübümüzün 26. buluşmasında yönetmenliğini Wes Anderson'ın yaptığı, başrollerinde Ralph Fiennes ve Tony Revolori'nin oynadığı 2014 yapımı "Büyük Budapeşte Oteli" adlı filmi konuştuk.

    Film, iki dünya savaşı arası dönemde Avrupa'da lüks bir otelin ünlü concierge'i Monsieur Gustave'ın ve genç çırağı Zero'nun başından geçen macerayı anlatıyor. Wes Anderson'ın kendine özgü görsel estetiği, pastel renkleri, simetrik kadrajları ve tiyatro sahnesi gibi dekorlarıyla göz dolduran bir sinema şöleni sunan yapım, aynı zamanda göçmenlik, faşizm ve kaybolmuş bir dünyanın nostaljisi gibi derin temaları işliyor.

    Filmin Otuz'lardaki canlı, rengarenk dünyasından giderek grileşen savaş sonrası döneme geçişi, dönemin ruhunu başarıyla yansıtıyordu. Aynı şekilde karakterlerin zerafeti, saflıkları, dürüstlüğü ve çalışkanlığı bize bir buruklukla toplumun geride kalan değerlerini hatırlatıyordu sanki.

    Filmin günümüze de ışık tutan mesajları dikkatimizi çekti. Mülteci sorununa insanca yaklaşımı, göçmenlere karşı ayrımcılık ve bu ayrımcılığın kuşaklar boyunca nasıl devam ettiği üzerine düşündük. Film nezaket ve zarafetin gücünü, samimi ilişkilerin ve yardımlaşmanın önemini bize hatırlattı diyebiliriz.

    Filmin farklı katmanlarını, sembollerini ve göndermeleri keşfetmek için birkaç kez izlenmesi gerektiğinde fikir birliğine vardık. Sonuç olarak hem görsel bir şölen hem duygusal hem de düşündürücü bir yapıt olarak "Büyük Budapeşte Oteli"ni keyifle izlediğimizi ve tartıştığımızı söyleyebilirim.

    Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla (01:56) Ebru Başaran, (02:55) Suat Soy, (08:17) Mehpare Şayan Kileci, (10:57) Suat Soy ve Mete Yurtsever

    Support the show

    Afficher plus Afficher moins
    17 min
  • Hayatına Küçük Deneylerle Yön Ver (Bölüm.2)
    Dec 15 2025

    Geçen haftaki bölümde Anne-Laure Le Cunff'ın Küçük Deneyler adlı kitabından PACT yaklaşımını ve değişimi parçalara bölerek nasıl küçük deneylere dönüştürebileceğimizi örnekler eşliğinde aktarmıştım.

    Bu bölümde ise harekete geçmemizin önündeki en büyük engellerden “erteleme” davranışı için Le Cunff’ın geliştirdiği HEAD-HEART-HAND modelini anlattım.

    Le Cunff ertelemeyi bir düşman değil, beyninizin size vermek istediği bir sinyal olarak görüyor. Erteleme yaşadığınızda mantık, duygu ve becerilerle kaynaklar açısından ihtiyaçlarınızın karşılanmadığı bir durum olduğunu fark etmenizi istiyor.

    Ertelediğiniz davranışa gerçekten inanıyor musunuz? İçsel motivasyonunuz mu var yoksa dışsal baskı mı? Bu sizi heyecanlandırıyor mu? "Yapmalıyım" mı diyorsunuz "yapmak istiyorum" mu? Bunu yapacak beceriye, araca ve desteğe sahip misiniz? Nereden başlayacağınızı biliyor musunuz?

    Yazar ertelediğiniz bir şey olduğunda kendinize bu üç soruyu sormanızı ve hangisi eksikse oraya odaklanmanızı tavsiye ediyor.

    Ben de kendi spor deneyimimi bu modele örnek olacak şekilde paylaştım.

    Son olarak da hizmet verdiğim şirketlerde sıklıkla karşılaştığım bir sorun üzerinden küçük bir deneyi nasıl tasarlayabileceğimizi ve karşılaşabilinecek bir dirençte HEAD-HEART-HAND analizinin nasıl kullanılabileceğini anlattım.

    Umarım bu örnekler size biraz ilham verir, bir çözüm ortağınıza bu iki bölümü dinlemesini salık verip, nasıl küçük deneyler yapabileceğinizi konuşabilirsiniz. Hatta bana da haber verirseniz çok memnun olurum.

    Support the show

    Afficher plus Afficher moins
    14 min